gülten kaya direksiyon dersi

 

Birey olarak, aile olarak hayattan beklentilerimiz sınırsızdır. Hani ekonomistlerin dedikleri gibi “İhtiyaçlar sonsuz, kaynaklar sınırlı.” Çok şey bekliyoruz hayattan: Kat, yat, araba, fabrika, zenginlik… Derler ya insanoğlu “Homo economicus”tur. “Kendisine her koşulda maksimum fayda sağlayan seçeneği tercih eden kimse” Yani insanoğlu kendi çıkarını düşünen bir varlık. “Kendi çıkarını düşünmeyen bir insanda anormallik var.” deriz. Bu demek değildir ki “Çıkarı için her şeyi mubah gören” mantıkla hareket eder insanlar. Kendi hesabını bilmek ayrı, aşırı çıkarcı olmak ayrıdır tabi ki…

Bireyin hayattan birinci beklentisinin “Mutlu olmak” olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu, dünya ve ahret mutluluğu olacaktır. Sadece maddî imkânlar insanda, psikolojik doyumu sağlayamıyor. Ruhun derinliklerinde bir şeylerin boşlukta, askıda kaldığı anlaşılıyor. Güzel bir araba almışızdır. Sevincimiz sonsuzdur, nirvanaya ulaşmıştır. Belli bir süre sonra bu mutluluk söner, yeni arayışlara gireriz. Sonra mutlu olmak, pahalı alışverişler yapmak anlamına gelmez. Ucuz, küçük bir kitap bile bizi mutlu edebilir.

Bunların hemen ötesinde, çoluk-çocuğu ile mutlu olmak isteyen, mutluluğu evinde arayan aileler, aralarında etkili iletişim yollarını kullanacaklardır. Mutlu olmak istiyoruz; ama hayattan beklentilerimiz yüksek ve uzun vadeli. Mutlu aile tablosunu oluşturmak için bize sevgi dili yeterli olacak. Aile bireyleri arasında “Sevgi” varsa, mutluluk bireylere o kadar yakındır. Ailede, sevgi diliyle konuşuluyorsa, orada mutluluk vardır. Sevgi; takdir ve tercih kullanarak bir şeyi iki defa beğenmektir. Yaşı, cinsiyeti ne olursa olsun, her insanın sevmeye, sevilmeye; beğenmeye, beğenilmeye ihtiyacı vardır. İnisiyatif kullanırsınız bir şeyi veya bir kimseyi seversiniz. Bu, bizim irademizle yaptığımız bir tercihtir. Sevilmek ise başkalarından beklenir. Belki kendimizi sevdirmek için çaba gösteririz; ancak sevilmek başkasından beklenen bir eylemdir. Beğenilmek de böyledir. Giyim-kuşamımızla, konuşmalarımızla, davranışlarımızla, ev ve eşyalarımızla birilerinin bizi beğenmesini, birilerinin övgüsünü bekleriz. İnsanların şahsımıza karşı pozitif olmalarını bekleriz. Öyleyse başkalarına karşı biz de pozitif olmak zorundayız. Her insanın sırçadan yapılmış bir gönül evinin, sevgiyle sağlık bulan bir kalbinin olduğunu unutmamalıyız. Ailede etkili iletişim yollarından birincisi işte budur. Yani sevgidir…

Aile içi iletişim yollarından ikincisi de “Saygı”dır. “Büyükler sever, küçükler sayar.” denilse de çocuk; anne-babasını, kardeşlerini saydığı kadar da sevmeli. Anne-baba da çocuklarını sevdiği kadar saymalıdır. Anne-babalar, onların ne kadar değerli olduklarını davranışlarıyla göstermelidirler. Çocuğun kafasında “Ben ailenin saygı duyduğu biriyim.” düşüncesi oluşmalıdır. Çocuğun mektup ve günlükleri izinsiz okunmamalı. Telefon konuşmaları gizlice dinlenmemeli. Çocuğun mahremiyetine saygı gösterilmeli. “Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma.” ahlâk düsturu uyarınca, aile içinde mesafesi iyi ayarlanmış, sevgi ve saygıya dayalı bir tutum takınmalıdır. Unutmayalım ki çocuklar, kendilerine saygı duyanlara, saygı duyarlar. Ailede saygı; sadece ebeveyn-çocuk arasında olmamalı, eşler arasında da saygıya dayalı aile içi bir iletişim geliştirilmelidir.

Aile, bireylerine güvenli bir ortam sunarsa mutluluk kendiliğinden gelecektir zaten. Eşlerin birbirine güvenmediği, çocukların huzursuz olduğu bir ortamda etkili bir aile içi iletişiminden söz edemeyiz. Herkes birbirinden şüphelenir, yalan sözler çoğalır, huzur ve mutluluk başka yerlerde, başka şeylerde aranmaya başlanır. Çocuğa, aile kurumuna “Kralların bile izinsiz giremeyecekleri bir kale” olduğu sezdirilmelidir. Çocukların yanında şiddet içerikli haber programları, onları özendirecek uygunsuz magazin programları, onlara yanlış idol seçimi yaptıracak filmler izlenmemeli. Aksi durumda çocuklar, güveni aile dışında arayacaklardır.

Aile bireylerinin her biri, evin kapısından dışarı adım attıklarında, kendilerini büyük bir mücadelenin içinde bulurlar. Anne-baba, iş hayatının verdiği stres ve sıkıntılarla; çocuklar okullarından yorgun olarak, dışarıda duydukları iğneli ve imalı sözlerden, saygısız kaba şakalardan, anlamsız kıskançlıklardan, kaprisli nazlardan bunalmış ve bitkin düşmüş halde dönerler evlerine. Sokaktan eve taşınan sıkıntılar, evde huzursuzluğa neden olmamalı. Karşılaşılan problemler dinlenilmeli, “Günümüz koşullarında bunların olağan görülmesi gerektiği” gibi rahatlatıcı sözlerle sorunlar; dayanışma duygusu içinde aşılmalıdır.

Aile içinde her birey, yaşına uygun bir sorumluluk almalıdır. Sorumluluk duygusunu ailede herkes paylaşmalı. Baba, babalık rolünü; anne, annelik rolünü; çocuk, çocukluk rolünü iyi oynamalıdır. Baba, çocuğun okul ödevini yapmamalı. Yol göstermeli; ancak çocuk ödevini kendisi yapmalıdır. Bu onun sorumluluğudur. Çocuktan beklenen bir roldür. Aksini de düşünebiliriz. Çocuk yaşına uygun olmayan işlerde çalışıyor, eve para getiriyorsa; baba rolüne uygun davranmıyorsa ailede sorumluluk duygusu paylaşılmamış demektir. Ailede herkes, rolüne uygun sorumluluk almalıdır. Bu sorumluluk duygusunu kazandırmak için çocuklar, iki buçuk yaşından itibaren çorbasını kendi yemeli, okul çantasını kendisi hazırlamalı, oyuncaklarını toplamalı, yatağını kendisi düzeltmelidir. Koruyucu tutum, çocuğun bağımsız birey olmasını engeller. Çocuk; zorluklarla yüzleşmeli, onlarla mücadele etmesini öğrenmelidir. Çocuk başarılı oldukça kendine olan güveni artacaktır.

Ailede etkili iletişim için; bireyler hoşgörülü olmalı, birbirlerine karşı doğal davranabilmeli, iletişim kurduğu kişinin sadece söylediklerine değil, beden diline de dikkat etmelidir. Duygudaş olmalı yani kaşımızdakilerle empati kurmalı, dış dünyayı karşımızdaki kişinin penceresinden görebilmeliyiz. İnsanlarla olan sorunlarımızı, empatinin sihirli formülüyle çözüme kavuşturabiliriz. Bu durumda, aralarında sağlıklı ve etkili iletişim kurmuş, mutlu bir aile örneği, bizden uzak olamaz. Unutmayalım ki dünya, insanlarla değerli ve onlarla güzeldir.