Kendi

Kendin Ol, Seçkin Ol!Seçkinleşme! Sizlerle bu konuda konuşmak istiyorum. Aslına bakılırsa bizler birey olduğumuza o kadar inanıyoruz ki; “peki bu kavramı biraz daha irdelediğimizde gerçekten de böyle miyiz?” sorusuna cevap verebiliriz sanırım.

Birey kelime anlamıyla kendine özgü nitelikleri olan kişi anlamında esasında. İşte bu noktada tanımda bir sıkıntı yok ancak sahiden de kendimize özgü müyüz? Tüm kararlarımızı kendi öz kimliğimize göre alıp, tercihlerimizi dış etkenlerden bağımsız yapabiliyor muyuz?

Hayır! Büyük çoğunluğumuz etki faktörlerinin kontrolü altında. Bu faktörler bizi yaşamımızın her alanında iş, aile, dış çevre gibi alanlardan sarmış durumda. İşin en acıklı tarafı da bunun farkında olmamamız. Hatta bunun iyi olduğunu düşünmemiz.

Hiç düşündünüz mü? Neden hayatınızda bir şeyler değişmiyor diye? Biraz daha dikkatle baktığınızda bir engellemeyle karşı karşıyasınızdır. Bu engelleme kimi zaman duygusal, kimi zaman sizin hassas noktalarınıza yönelik, kimi zaman da çok sofistik zekice yöntemlerle yapılıyor. Yapanlar da tabi ki 1.dereceden bilmem kaçıncı dereceye kadar gidebiliyor. Hatta bu siz bile olabilirsiniz.

Burada mevzu bahis bu değildir. Asıl meselenin herkesin sadece kendisi için durumları değiştirmesidir. Burada köprüleri yakalım demiyorum. Ancak dikkat etmemiz gereken şey farkında olmamız. Şu soruyu soralım hemen, hayatımızı biz mi kontrol ediyoruz? Eğer birileri aslında şu istediğim gibi değil, aslında şurada bir etkileme oldu gibi hayıflanıcı cümleler kuruyorsa orada dış etkilere maruz kalınmışlık vardır.

İşte bu noktada hayatınıza kimsenin müdahale etmemesini sağlayabilirsiniz. “Ama ben bunu nasıl yaparım? O benim x dereceden yakınım. Yapamam o benim en iyi arkadaşım, bana bunu yapmamalısın diyorsa yapmasam daha iyi olur”  gibi cümleler duyuyor gibiyim. Ama asla ve asla bunu düşünmemelisiniz. Sizi sizden daha iyi anlayan biri olamaz. Ben size onları dinlemeyin, asla onların dediği olmamalı demiyorum. Tabi ki fikirlerini alın ama eğer siz bu fikirleri uygulamak isterseniz uygulayın, onlar istiyor diye yapmayın. Neden bunu yapmalıyım? diye kendinize sorun. Siz bunun kendi yararınıza olduğuna inanırsanız bunu yapmanız faydalı olacaktır. Ve başkası için yapacaksanız ve buna da fedakarlık diyorsanız fedakarlık bir maskedir, çoğu zaman çok gereksizdir, sizden çok şeyi götürür.

Siz sadece kendinizi tanımalı, sadece kendinizi kontrol etmeli ve kendiniz için yaşamayı ön planda tutmalısınız. Ve sonrasında insanlar sizin ışığınızla güneşlenecekler tabiri caizse. Onlar için üzülerek, onlara fedakarlık yaptığınızı sanarak mutsuzluğunuzla kendi hayatınızı teslim etmiş oluyorsunuz. Kendinizi sevin, insanları anlayın ama asla hayatınızı yönetmelerine izin vermeyin. Ve şunu asla unutmayın hiç kimse sizin isteklerinizi kendi isteklerinin önüne geçirmez ve bu da ulaşmak istediklerinizi başkalarına sığınarak elde edemeyeceğiniz anlamına geliyor.

İşte bu aşamadan sonra seçkinlikten bahsedebiliriz. Kendi kararlarını alan, potansiyellerini ortaya çıkarıp kullanabilen, özgünleşen, kısaca kendisi gibi olan ışıklaşmış insanlara dönüşebiliriz. Bu da bizi kendimiz olup, kendi yolumuzu çizme konusunda özgürleştirecek ve gerçek bir birey olmamızı sağlayacaktır.

Siz özgünsünüz. Siz herkesten farklısınız. Siz bir başkasınız. Kimsenin sizi yönetemeyeceği kadar farklı algıları, yetenekleri olan ruhlarınızı kendi amaçlarına hizmet etmeleri için özgür bırakmalısınız. Burada bakış açınız, kendinize güveniniz çok önemli. Önce kendinize güvenin. Kendine güvenmeyen bir kişinin başkasına güven duyması imkansızdır. Bu da aslında bir başkasının yönlendirmelerinin istemeden kabul edildiği anlamına geliyor. Sanki mecburiyetten, sanki en iyisi bu olur algısından, sanki çaresizlik duygusundan. Sankileri sonsuza götürebiliriz bu noktada.

Aslında sankinin altında yatan tek şey güvensizliktir. En büyük sorun güvensizlik. Kendimize güvenmediğimizde bizden çokta matah olmayan bir başkasına tamah ederiz. Kendimizi bir kalemde değersizmişçesine harcayarak hem de. Kendine güvenmemek evet sorundur ama bu değişebilir. Sorun tespitleri yapılabilir. Yavaş yavaş değiştirebiliriz bu durumu ama asla bir başkasını “yerimize geçirmemeliyiz”.

Sizin verdiğiniz en kötü karar, sizin hayatınız için bir başkasının vereceği herhangi bir karardan çok daha iyidir. Sizin hayatınız hakkında gerçek anlamda kimsenin hüküm vermesine izin vermemelisiniz. Fikir demiyorum, hüküm diyorum! Direksiyonunuzu kimseye vermemelisiniz!

Tüm özgünlüğünüzle, ışığınızla, varlığınızla kendiniz olup yaşa